<?xml version="1.0" encoding="utf-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <channel>
        <title>ASHAB-I KİRAM YOLCULUĞU</title>
        <description>Sahabeler</description>
        <link>http://sahabeler.blogcu.com</link>
        <lastBuildDate>Tue, 10 Nov 2009 09:36:12 +0200</lastBuildDate>
     
        <item>
            <title>BEŞİR BİN SA'D (r.a)</title>
            <link>http://sahabeler.blogcu.com/besir-bin-sa-d-r-a_50909051.html</link>
            <guid>http://sahabeler.blogcu.com/besir-bin-sa-d-r-a_50909051.html</guid> 
            <description>Hz.Beşir Medineliydi. İkinci Akabe Biatına katılmış, her t&amp;uuml;rl&amp;uuml; tehlikeye karşı Resulullahı koruyacağına dair orada s&amp;ouml;z vermişti. Hayatı boyunca bu s&amp;ouml;z&amp;uuml;ne sadık kaldı. Resulullah ile birlikte aşta Bedir olmak &amp;uuml;zere b&amp;uuml;t&amp;uuml;n savaşlara iştirak etti.Hz.Beşir b&amp;uuml;y&amp;uuml;k Sahabi Abdullah bin Revaha'nın (r.a.) kız kardeşiyle evliydi. Hendek savaşında hanımı kızına bir miktar hurma vererek, &quot;Bunu babana ve dayın Abdullah'a g&amp;ouml;t&amp;uuml;r&quot; demişti. Kız Resulullahın yanından ge&amp;ccedil;erken Peygamberimiz (a.s.m), &quot;Kızım yanındaki nedir?&quot; diye sormuştu. Bundan sonrasını Hz.Beşir'in kızı ş&amp;ouml;yle anlatıyor:&quot;Yanımdaki hurmadır, ya Resulallah, annem babamla dayıma g&amp;ouml;nderdi dedim. 'Onu bana ver' buyurdu. Ben de hurmaları iki avucuna d&amp;ouml;kt&amp;uuml;m. Avu&amp;ccedil;larını bile doldurmamıştı. Sonra bir bez istedi. Bezi getirdiler ve yere serdiler. Resulullah (a.s.m) hurmaları bezin &amp;uuml;zerine dağıttı. Sonra da yanında bulunanlara 'Kumanyaya geliniz' buyurdu. Orada bulunanların hepsi yediği halde hurma artmıştı. Bu mucizeyi g&amp;ouml;ren Sahabilerin maneviyatı arttı.&quot;Beşir b. Sa'd'ın kumandan olarak iştirak ettiği k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k &amp;ccedil;apta seriyyeler de oldu. Bir defasında Peygamberimizin emri &amp;uuml;zerine M&amp;uuml;rre Kabilesi &amp;uuml;zerine y&amp;uuml;r&amp;uuml;d&amp;uuml;. Bu seriyyede yaralandı. Başka bir sefer de Gatafan Kabilesinin M&amp;uuml;sl&amp;uuml;manlara saldıracağını haber almıştı. Beşir bin Sa'd kumandasında 300 kişilik bir birlik hazırladı. Gatafanlılar bunu haber alınca ka&amp;ccedil;tılar. Beşir bin&amp;nbsp;Sa'd (r.a)&amp;nbsp;onların yurduna girdi. Pek &amp;ccedil;ok ganimet ele ge&amp;ccedil;irdiler. İki kişiyi de esir alarak Medine'ye d&amp;ouml;nd&amp;uuml;ler. Bu iki esir sonradan M&amp;uuml;sl&amp;uuml;man oldu. Peygamberimiz Hz.Beş...</description>
            <pubDate>Thu, 10 Sep 2009 17:03:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>ABDULLAH ZÜLBİCADEYN (r.a)</title>
            <link>http://sahabeler.blogcu.com/abdullah-zulbicadeyn-r-a_50189971.html</link>
            <guid>http://sahabeler.blogcu.com/abdullah-zulbicadeyn-r-a_50189971.html</guid> 
            <description>Saadet asrının mimarı, iki cihan g&amp;uuml;neşi Resulullah Efendimiz (s.a.v) , Kur'an hakikatlerini&amp;nbsp; cihanş&amp;uuml;m&amp;uuml;l bir sesle ilan ederken, Cahiliye Devrinin k&amp;ouml;kleşmiş batıl adet ve itikadlarını da temizliyordu. İnsanlık tarihi i&amp;ccedil;inde b&amp;ouml;ylesine muazzam bir inkılabın eşine rastlanmamıştı. Adet ve inan&amp;ccedil;larına, gelenek ve itikadlarına taasup &amp;ouml;l&amp;ccedil;&amp;uuml;s&amp;uuml;n&amp;uuml; dahi aşan bir inat&amp;ccedil;ılıkla bağlı olan Cahiliye Devri insanlarının dem ve damarlarına, yep yeni bir iman aşısını yaparken, o Y&amp;uuml;ce Peygamber (s.a.v) hep kendisine emredilen &quot;İstikamet &amp;uuml;zere ol&quot; ilahi hitabına bağlı kalmıştı.Kendilerini tabiatın dışına &amp;ccedil;ıkarmış, ferdi ve i&amp;ccedil;timai hayatı insan&amp;icirc; &amp;ouml;zlerinden ziyade, hayvan&amp;icirc; hususiyetlerine bina etmiş m&amp;uuml;şrik ve m&amp;uuml;nkirler, Hz.Peygamberin (s.a.v) getirdiği habere karşı isyan ve şiddet i&amp;ccedil;inde bulunduklarında, onu defalarca &amp;ouml;ld&amp;uuml;rmeye, yok etmeye, ona işkence ve azap vermeye kalktıklaında, o , Kur'ani d&amp;uuml;sturların dışına &amp;ccedil;ıkmamıştı. Hz.Peygamber (s.a.v) putperestliğe karşı tavrı, b&amp;uuml;t&amp;uuml;n batıl inan&amp;ccedil;ları olduğu gibi, inkar ve şirkin sembolik ifadesi olan putları da ortadan kaldırmayı gerektiriyordu. Cahiliye Devri insanları, i&amp;ccedil;lerindeki batıl inan&amp;ccedil;ların dışa taşan işareti olarak putları kuds&amp;icirc; g&amp;ouml;r&amp;uuml;yor ve ibadet ediyorlardı.İşte, Cahiliye d&amp;ouml;neminin inan&amp;ccedil;larını hatırlattığı ve putlara kul olmak manasını taşıdığı i&amp;ccedil;in Peygamberimizin (s.a.v) ismini değiştirdiği şahıslardan biri de, Abdullah Z&amp;uuml;lbicadeyn idi (r.a). Suffe medresesinin bu muhterem talebesinin İslama girmeden &amp;ouml;nce, &quot;Uzza&quot; isimli putun kulu mana...</description>
            <pubDate>Mon, 31 Aug 2009 00:36:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>CEBBAR BİN SAHR (r.a)</title>
            <link>http://sahabeler.blogcu.com/cebbar-bin-sahr-r-a_49598261.html</link>
            <guid>http://sahabeler.blogcu.com/cebbar-bin-sahr-r-a_49598261.html</guid> 
            <description>Hz. Cebbar Medineliydi. İkinci Akabe Biatında bulundu. Başta Bedir olmak &amp;uuml;zere Peygamberimizle birlikte b&amp;uuml;t&amp;uuml;n savaşlara iştirak etti.Hayber fethedildikten sonra Peygamberimiz kendisini Hayber vergisini toplamak &amp;uuml;zere vazifelendirdi. Cebbar (r.a) aynı vazifeyi Hz.Ebu Bekir ve Hz.&amp;Ouml;mer devirlerinde de y&amp;uuml;r&amp;uuml;tt&amp;uuml;.Hz.Cebbar, Peygamberimize olna bağlılığıyla temay&amp;uuml;z etmişti. Resulullah bir şeyin yapılmasını istediğinde o hemen, &quot;Ben yapayım&quot; derdi. Bir yolculuk esnasında Peygamberimiz (s.a.v), &quot;Biriniz bizden evvel gitse de su kablarını doldursa&quot; diye temennide bulundu. Hz. Cebbar hemen kalktı ve &quot;Ben giderim ya Rasulallah&quot; dedi. Peygamberimiz onun bu bağlılığından memnun oldu. Bundan sonrasını Hz. Cebbar ş&amp;ouml;yle anlatıyor:&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &quot;Heman kalkıp gittim. Suyu doldurdum. Fakat &amp;ccedil;ok yorgundum. Daha fazla tahamm&amp;uuml;l edemedim. Olduğum yerde uyuyakalmışım. Bir m&amp;uuml;ddet sonra birinin 'Ey havuz sahibi' diye seslendiğini duydum. Bir de ne g&amp;ouml;reyim? Bu gelen zat Resulullah imiş. Hemen kalktım. Resulullah bana, 'Su kabını al da beni takip et' buyurdu. Birlikte abdest aldık, namaza durduj. Resulullah m&amp;uuml;barek eliyle beni sağ tarafına getirdi. İkimiz birlikte namaz kıldık. &amp;Ccedil;ok ge&amp;ccedil;meden diğer Sahab&amp;icirc;ler de bize yetiştirler.&quot;Hz.Cebbar hicretin 30. yılında Hz.Osman devrinde vefat etti. Allah ondan razı olsun (1)(1)Tabakat, 3:576; M&amp;uuml;sned, 3:421...</description>
            <pubDate>Fri, 21 Aug 2009 15:21:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>DIMÂD BİN SA'LEBE (r.a)</title>
            <link>http://sahabeler.blogcu.com/dimad-bin-sa-lebe-r-a_49429641.html</link>
            <guid>http://sahabeler.blogcu.com/dimad-bin-sa-lebe-r-a_49429641.html</guid> 
            <description>Mekke i&amp;ccedil;in i&amp;ccedil;in kaynıyordu. Her sokak başı, her ev, her kervan hep ondan bahsediyordu. Muhammed&amp;rsquo;den (a.s.m.), onun getirdiği davadan s&amp;ouml;z ediyordu. Bazıları onu dinlediği bir sokak başında kalbinden vurulmuşcasına sarsılıp davasına teslim oluyor, bazıları kin ve inadında daha da ileri gidiyordu. Hidayete yol bulanlar onun etrafında toplanıyordu. Daire g&amp;uuml;nden g&amp;uuml;ne genişliyordu. M&amp;uuml;şriklerin azılıları ise bu gidişten endişeleniyor, şirkin yıkılışına seyirci kalamayacaklarını anlıyorlardı.Kendilerini atalarının putlarından uzaklaştıran, yeni bir din ile m&amp;uuml;kellef kılan bu zatın &amp;ouml;n&amp;uuml;ne nasıl ge&amp;ccedil;ilecekti? İşin şakaya gelir yanı yoktu. &amp;ldquo;Bu iş devam etmez, biter&amp;rdquo; diyenler hep aldanıyordu. &amp;Ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; en umulmadık kimseler onun tarafına ge&amp;ccedil;iyordu.G&amp;uuml;nlerden bir g&amp;uuml;nd&amp;uuml;. Mekke&amp;rsquo;de bir sokak başında bir araya gelmiş m&amp;uuml;şrik ileri gelenleri dertleşiyordu. Muhammed&amp;rsquo;in (a.s.m.) nurunu nasıl s&amp;ouml;nd&amp;uuml;r&amp;uuml;p, bu gidişin &amp;ouml;n&amp;uuml;ne nasıl ge&amp;ccedil;eceklerini m&amp;uuml;zakere ediyorlardı.Hidayet g&amp;uuml;neşini s&amp;ouml;nd&amp;uuml;rme azimlilerinin başında Ebu Cehil geliyordu. Bu azılı m&amp;uuml;şrik her t&amp;uuml;rl&amp;uuml; d&amp;uuml;şmanca planların yanında ve başında idi. Beraberinde Utbe bin Rebia ve Umeyye bin Halef gibi iki meşhur İslam d&amp;uuml;şmanı da bulunuyordu. Konuşan yine Ebu Cehil&amp;rsquo;di. Cehaletin, şirkin ve zulm&amp;uuml;n babası Eb&amp;uuml; Cehil ş&amp;ouml;yle dedi:&amp;ldquo;Bu adam birliğimizi par&amp;ccedil;aladı. Umidimizi suya d&amp;uuml;ş&amp;uuml;rd&amp;uuml;. &amp;Ouml;lenlerimizi dalalette olmakla su&amp;ccedil;ladı. İlahlarımızı kınayıp tahkir etti.&amp;rdquo;Etrafındakileri tahrik edici bu s&amp;ouml;zler aynı zamanda İlahi dava karşısında duyulan can sıkıntısının da bir tezah&amp;uuml;r&amp;uuml; idi.Kızgın Umeyye s&amp;ouml;ze karıştı:...</description>
            <pubDate>Tue, 18 Aug 2009 12:43:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>EBU BERZE ESLEMİ (r.a)</title>
            <link>http://sahabeler.blogcu.com/ebu-berze-eslemi-r-a_48862601.html</link>
            <guid>http://sahabeler.blogcu.com/ebu-berze-eslemi-r-a_48862601.html</guid> 
            <description>İslamın ilk yıllarında Resul-i Ekremin mukaddes davetine icabet eden, zekası, g&amp;uuml;c&amp;uuml;, kuvveti ve ilmiyle hak dinin cihana duyurulması i&amp;ccedil;in gayret eden; bereketli, m&amp;uuml;cadeleci ve istikametli &amp;ouml;mr&amp;uuml;n&amp;uuml; hep o yolda harcayan; hakkı ve hakikati hi&amp;ccedil;bir tesir altında kalmayarak haykıran; Resulullah ve onun Ehl-i Beytinin sevgisiyle yanan nadide şahsiyetlerden birisi&amp;nbsp; de Hz.Ebu Berze Eslemi'dir.Hz.Ebu Berze'nin asıl ismi Nadle bin Ubeyd idi. Bazı Asr-ı Saadet tarih&amp;ccedil;ilerinin beyanına g&amp;ouml;re, ismi Nadle bin Niyar idi. Niyar'ın şeytanın isimlerden olduğunu s&amp;ouml;yleyen Peygamberimiz, değiştirerek Ebu Berze'ye Abdullah ismini vermiştir (1). &amp;Ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; Peygamberimiz M&amp;uuml;sl&amp;uuml;man olan kimselerden Cahiliye Devrinden kalma b&amp;uuml;t&amp;uuml;n izleri siliyor, yerlerine doğrusunu koyuyordu.Hz.Ebu Berze kahraman ve m&amp;uuml;cahid bir Sahabiydi. Peygamberimiz hayatta olduğu m&amp;uuml;ddet&amp;ccedil;e onunla beraber bulunma şerefine mazhar olmuştu. B&amp;uuml;t&amp;uuml;n savaşlarda birlikte hareket etmiş, inancı uğrunda canını &amp;ouml;ne s&amp;uuml;rm&amp;uuml;ş, kanını akıtmıştı.Hz.Ebu Berze, savaşlarda g&amp;ouml;sterdiği &amp;uuml;st&amp;uuml;n gayreti yanında, Sahabiler arasında temay&amp;uuml;z etmiş hadis ravilerden biriydi. Bir&amp;ccedil;ok hadis ezberledi, bu hadislerden 64'&amp;uuml; hadis kitaplarında yer aldı. Ayrıca hadis ilminde de pek &amp;ccedil;ok talebe yetiştirdi.Hz.Ebu Berze, sade yaşamayı severdi. L&amp;uuml;kse ve israfa asla yanaşmaz, tanıdıklarından birisinin s&amp;uuml;sl&amp;uuml; elbise giyip, ata binerek gezdiğini g&amp;ouml;r&amp;uuml;nce, onları ikaz eder, d&amp;uuml;nyanın faniliğini hatırlardı. Kendisine has bir adeti de &amp;ouml;ğle ve akşam yemeklerini fakir ve kimsesizlerle yemesiydi. Her sabah ve akşam etrafında bulunan dul ve yetimlere yiyecek dağıtırdı.Peygamberimizin irtihalinden sonra da Kur'an hizmetine devam eden Hz.Ebu...</description>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2009 11:44:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>KA'B BİN MALİK (r.a)</title>
            <link>http://sahabeler.blogcu.com/ka-b-bin-malik-r-a_48848301.html</link>
            <guid>http://sahabeler.blogcu.com/ka-b-bin-malik-r-a_48848301.html</guid> 
            <description>Arabistan'ın ileri gelen ş&amp;acirc;irlerinden biri idi İsl&amp;acirc;miyetin Med&amp;icirc;ne'de hızla yayılmasından sonra yapılan ikinci Akabe b&amp;icirc;'atına katılmış ve orada M&amp;uuml;sl&amp;uuml;man olmuştu.Hz K&amp;acirc;'b'ın hali vakti yerindeydi Teb&amp;uuml;k Gaz&amp;acirc;sına gidilecekti Daha &amp;ouml;nceki gaz&amp;acirc;larda gidilecek yeri hi&amp;ccedil; s&amp;ouml;ylemeyen Peygamber efendimiz, bu defa M&amp;uuml;sl&amp;uuml;manları topladı ve Teb&amp;uuml;k'e sefer yapılacağını haber verdi Mevsim sıcaktı ve meyveler olgunlaşmıştı Herkes hummalı bir şekilde sefere hazırlanırken Hz K&amp;acirc;'b; &quot;hazırlığı ne zaman olsa yapabilirim&quot; diyerek, kendi işleriyle oyalandı &amp;Ouml;yle ki, Peygamber yola &amp;ccedil;ıktığı zaman K&amp;acirc;'b'ın hi&amp;ccedil;bir hazırlığı yoktu Hemen hazırlanmak &amp;uuml;zere evinden &amp;ccedil;ıktı, ama hi&amp;ccedil;bir şey yapamadan d&amp;ouml;nd&amp;uuml; Kendisi bunu ş&amp;ouml;yle anlatır: &quot;Yola &amp;ccedil;ıkıp arkalarından yetişmeyi d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nd&amp;uuml;m Keşke yapmış olsaydım Fakat bu da m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n olmadı Res&amp;ucirc;lullah efendimiz bu gaz&amp;acirc;ya gittikten sonra insanlar arasına &amp;ccedil;ıktığımda, kendime arkadaş olarak ancak m&amp;uuml;n&amp;acirc;fıklık damgası vurulmuş kimseleri, y&amp;acirc;hut &amp;acirc;cizleri g&amp;ouml;rmem beni kederlendirdi&quot; Teb&amp;uuml;k'e varıncaya kadar onun ismini anmayan Hz Peygamber, orada K&amp;acirc;'b'ın ne yaptığını sordu M&amp;uuml;sl&amp;uuml;manlardan biri, (elbiselerine ve boyuna bakıp gururlanması onu cih&amp;acirc;d yolundan alıkoydu) deyince, Mu'&amp;acirc;z bin Cebel hemen m&amp;uuml;d&amp;acirc;hale ederek K&amp;acirc;'b hakkında iyilikten başka birşey bilmediklerini s&amp;ouml;yledi Bu cevap &amp;uuml;zerine Hz Peygamber s&amp;uuml;k&amp;ucirc;t etti.Sefer sona erip de M&amp;uuml;sl&amp;uuml;manlar Med&amp;icirc;ne'ye doğru harekete ge&amp;ccedil;ince, K&amp;acirc;'b'ı m&amp;uuml;thiş bir endişe ve tel&amp;acirc;ş kapladı Res&amp;ucirc;lu...</description>
            <pubDate>Fri, 07 Aug 2009 00:19:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>SUHEYB-İ RÛMÎ</title>
            <link>http://sahabeler.blogcu.com/suheyb-i-r-m_36462791.html</link>
            <guid>http://sahabeler.blogcu.com/suheyb-i-r-m_36462791.html</guid> 
            <description>FEDAK&amp;Acirc;RLIK &amp;Acirc;BİDESİ SUHEYBİ R&amp;Ucirc;M&amp;Icirc; (r.a) Hz. Suheyb&amp;ndash;i R&amp;ucirc;m&amp;icirc;, Hz. Peygamber (sas)&amp;rsquo;le arkadaşlık edenlerin başında gelen bir sahabidir. Mekke&amp;rsquo;ye sonradan gelmesine rağmen, kendini onlara kabul ettirmiş, b&amp;uuml;y&amp;uuml;k simadır. Başta Hz. Peygamber olmak &amp;uuml;zere, Hz. &amp;Ouml;mer gibi, Ashabın &amp;ouml;nde gelenlerinin takdirine mazhar olmuş, Altın Kuşak&amp;rsquo;ın m&amp;uuml;mtazlarından biridir. İsl&amp;acirc;m &amp;Ouml;ncesiMusul&amp;rsquo;a yakın Dicle kıyılarında &amp;Uuml;b&amp;uuml;lle isimli bir şehirde d&amp;uuml;nyaya gelmiş. Ailesi hakkında detaylı bilgimiz yoktur. Babasının adı Sinan b. Malik. Hz. Suheyb durumunu ş&amp;ouml;yle anlatıyor: &amp;ldquo;Ben Musul ahalisinden Nemr b. Kasıt hanedanına mensubum. K&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k bir &amp;ccedil;ocuk iken esir edildim ve ailemi kaybettim.&amp;rdquo; Bir kısım rivayetlere g&amp;ouml;re dedesi, buraya İran hakimi Kisra tarafından şehrin idarecisi olarak tayin edilmiştir. Fakat k&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;k yaşlarda iken, oturdukları &amp;Uuml;b&amp;uuml;lle kenti, Rumların yağmasında ka&amp;ccedil;ırılıp esir edildiği ve k&amp;ouml;le olarak Mekke&amp;rsquo;de İbn Ced&amp;rsquo;a&amp;rsquo;ya satıldığı i&amp;ccedil;in &amp;lsquo;R&amp;ucirc;m&amp;icirc;&amp;rsquo; nisbesiyle meşhur olmuştur. Burada Allah&amp;rsquo;ın hikmetini g&amp;ouml;rmemek m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n değildir: Allahu Teal&amp;acirc;, Peygamber Efendimiz&amp;rsquo;e arkadaş (sahab&amp;icirc;) olacak bu zatı, uzun yollardan dolaştırarak, farklı mek&amp;acirc;nları gezdirerek değişik insanlarla tanıştırmış ve sonunda Mekke&amp;rsquo;ye getirtmiştir. Burada yanan İsl&amp;acirc;m meşalesinin etrafında halkalanan ilklerden olma şerefini ihraz ettirmiştir. Kim bilir, babasının yanında kalsa, ailesi ile m&amp;uuml;ref...</description>
            <pubDate>Wed, 18 Feb 2009 14:51:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>ÂSIM BİN SÂBİT</title>
            <link>http://sahabeler.blogcu.com/asim-bin-sabit_16148931.html</link>
            <guid>http://sahabeler.blogcu.com/asim-bin-sabit_16148931.html</guid> 
            <description>Arıların koruduğu sahâbî
&amp;nbsp;
Asr-ı saâdette küfür ve şirk karanlıklarından kurtulup, İslâm nûruna kavuşanların hayatlarında, tamamen bir değişiklik oluyor ve eski hayatlarıyla alâkalı her şeyi terk ediyorlardı. Müslüman olmadan önceki hayatlarını hatırlatan bir hâdise onlara büyük bir ızdırap veriyordu. Bu durum Akabe bî'atından önce Müslüman olan Medîneli Âsım bin Sâbit'te de kendini göstermişti.Âsım Müslüman olduktan sonra, hiç bir müşrike dokunmamaya ve müşriklerden hiçbirini de kendine dokundurmamaya karar vermişti. Bu kararında sâbit olması için de devamlı olarak Allahü teâlâya duâ ediyor, yalvarıyordu.Taşla saldırırızÂsım bin Sâbit Bedir savaşına katılmış, büyük kahramanlık göstermişti. Peygamber efendimiz, Bedir gazâsının gecesinde Eshâb-ı kirâma nasıl harp edileceğini, harpte hangi usûlü takip edeceklerini sordu. Asım bin Sâbit eline yayı ve oku alarak dedi ki: - Yâ Resûlallah, Kureyş kavmi 100 metre veya daha yaklaştıkları zaman yayla okları kullanırız. Kureyşliler, bize taş yetişecek kadar yakınımıza geldikleri zaman taşla mücâdele ederiz. Mızrak yetişecek kadar yakınımıza geldikleri zaman, mızrak kırılıp parçalanıncaya kadar mızrakla mücâdele ederiz. Kırılınca mızrağı bırakır, kılıçlarımızı sıyırır ve kılıçla çarpışmaya tutuşuruz. Peygamber efendimiz bunu beğendiler ve buyurdular ki: - Harbin îcâbı budur. Bu tarzda çarpışılması lâzımdır. Çarpışan ve vuruşan Âsım'ın çarpışması gibi çarpışşın! Bedir harbi bu şekilde yapıldı ve meleklerin de yardımıyla Allahü teâlâ zafer ihsân eyledi. Âsım bin Sâbit bu gazâda Kureyş'in ileri gelenlerinden Ukb...</description>
            <pubDate>Thu, 15 May 2008 15:36:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>ÂMİR BİN FÜHEYRE </title>
            <link>http://sahabeler.blogcu.com/amir-bin-fuheyre_16148681.html</link>
            <guid>http://sahabeler.blogcu.com/amir-bin-fuheyre_16148681.html</guid> 
            <description>Meleklerin defnettiği sahâbî
&amp;nbsp;
Âmir bin Füheyre hazretleri, Tufeyl bin Abdullah&amp;#8217;ın çobanıydı. Nice yıllar herşeylerini kaybedip, insanlıklarını unutmuş kimselere hizmet etti. Ama bütün hizmetlerinin karşılığı, sadece karın tokluğuydu. Belki karınlar toktu, fakat rûhlar açtı. Günler böyle ızdıraplar içinde geçip gitti. Nihâyet beklenen İslâm güneşi, Mekke&amp;#8217;de doğdu ve etrafa yavaş yavaş ışıklarını saçmaya başladı. İslâmla müşerref olanlar, Onun ma&amp;#8217;nevî lezzetini tattılar. Önem vermediTadını alan bir daha onu bırakamadı. İnsan, kalbe giren bu İlâhî aşktan ayrılabilir miydi? Bu İlâhî aşka tutulanlardan biri de Âmir bin Füheyre hazretleriydi. Fakat köleydi ve sözde efendisi vardı. Kalbinde duyup, vücudunun bütün zerrelerinde hissettiği îmân lezzetini açıklayamazdı.Âmir, &amp;#8220;Bu vücut mutlaka birgün toprak olacak, nefsin elinde bir oyuncak olan bu beden mutlak çürüyecek, öyleyse bu dünyada bu kadarcık işkenceye dayanıversin&amp;#8221; diye düşündü. Bu düşünce zinciri akıp gitti. Artık Âmir bin Füheyre hazretleri, yüce dînin emirlerini yerine getirmeye başladı. Kınayanın kınamasından; kızanın kızmasından çekinmedi. Bu yüzden çeşitli işkencelere mâruz kaldı. Bilâl-i Habeşî ile birlikte ağır işkencelere uğratılmış, kızgın güneş altında saatlerce bekletilmişti. Bütün bu işkencelere rağmen îmânından zerre kadar ta&amp;#8217;vîz vermemiş, hak dînden geri dönmemişti. Bilâhare Hz. Ebû Bekir, onu satın alarak âzâd etti.Bu sırada müşrikler iyice azıttılar. Müslümanlara her türlü işkenceyi, ezâ ve cefâyı yapmaktan geri durmadılar. Nihâyet İlâhî izin geldi. Allahü teâlânın Resûlü, en yakını Hz. Ebû Beki...</description>
            <pubDate>Thu, 15 May 2008 15:34:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>ADÎ BİN HÂTİM TÂÎ </title>
            <link>http://sahabeler.blogcu.com/ad-bin-hatim-ta_16148361.html</link>
            <guid>http://sahabeler.blogcu.com/ad-bin-hatim-ta_16148361.html</guid> 
            <description>Âilece cömert olan sahâbî
&amp;nbsp;
Eshâb-ı kirâm efendilerimiz, Peygamber efendimizin emriyle zaman zaman Medîne dışındaki kabîlelere seferler düzenler, buralardaki halkı İslâma da'vet ederlerdi. Da'veti kabûl etmiyenlerle savaş yapılır, ganîmet ve esir alınırdı.Tay kabîlesi üzerine yapılan seferde, reisleri, Adî bin Hâtim kaçtı. Kardeşi Sefâne esir alındı. Kendisine çok iyi muâmele yapıldı. Çünkü babası meşhûr cömertlerdendi. Onun cömertliğine hürmeten, kızına iyi muâmele yapıldı.Bu melik değildirPeygamber efendimiz, Sefâne'yi kardeşini bulup getirmesi için serbest bıraktı. O da kardeşini bulup başından geçenleri anlattı. Kardeşi Adî bin Hâtim, kardeşinin anlattıklarından cesâret alarak, Medîne'ye gitti. Bundan sonrasını kendisi şöyle anlatır:Medîne'ye vardığımda, Resûlullah efendimiz Mesciddeydi. Huzûruna varıp, selâm verdim. Bana:- Kimsiniz, buyurdu. Ben de:- Adî bin Hâtim'im, dedim.Beni alıp evine götürdü. Yolda giderken, yaşlı bir kadın, ihtiyaçlarını arz etti. Onunla ilgilenip, ihtiyaçlarını giderdi. Bu hâli görünce, &quot;Bu, melik değildir&quot; dedim.Eve varınca, içi lifle dolu bir minder gösterip, &quot;Buraya oturun!&quot; buyurdu. Ben oturmak istemedim. Israr edince mecbûren oturdum. Kendisi de yere oturdu. Kendi kendime, &quot;Vallahi bu melik olamaz, melik olan kimse bu kadar tevâzu ehli olamaz!&quot; dedim. Sonra bana:- Yâ Adî bin Hâtim, Müslüman ol ki, selâmette olasın, buyurdu. Ben de:- Benim dînim vardır, dedim. Bunun üzerine:- Senin dînini senden daha iyi bilirim. Sen Rakusiyye dîninden değil misin? Kavminin dörtte bir ganîmetini yemiyor musun? Bu seni...</description>
            <pubDate>Thu, 15 May 2008 15:31:00 +0300</pubDate>        
        </item>
        <atom:link href="http://sahabeler.blogcu.com/rss.php" rel="self" type="application/rss+xml" />
</channel>
</rss>